Derinlere Doğru Yarış

Insanlar okyanusun gizeminden her zaman için büyülenmişlerdir. Binlerce yıl boyunca daha derine inme merakımız ve isteğimiz tıpkı değişen med cezirler gibi gel gitlere uğramıştır. Tüm zorluklarına ve tehlikelerine rağmen keşfetme ruhumuz ise dalgaların daha da altına inmemize neden olmuştur.

Saat üretimi alanında dahi okyanusun cazibesi açıkça ortadadır. Blancpain gibi pek çok ikonik İsviçre markası zamanı su altına indirmeye çalışmış ancak bunu ilk kez 1932 yılında dünyanın ilk dalgıç kol saatini üretip halka sunan OMEGA başarmıştır. Ticari olarak satılan OMEGA Marine modelinde çıkarılabilir ikinci kasa sayesinde su dışarıda tutulabilmiştir. Geçen her bir saniyenin önemli olduğu dalgıçlar için bu saat su altında yaşanan pek çok problemi ortadan kaldırmıştır.

1934 yılında William Beebe, “Bathysphere „ olarak da bilinen araştırma denizaltısı kendisinin 1934 yılında 3.000 feet derinliğe inmesini sağladı. Bermuda’nın mavi suları ile çevriliyken daha önce denizde görülmemiş garip ve ışıldayan canlılarla karşılaştı. Ancak bu kadar büyük ve ağır bir aracın çok net bir eksikliği vardı; herkesin sahip olabileceği bir şey olmamasıydı.

Beebe’nin zamanında okyanusun derinliklerine inmek sadece bir kaç kişinin yapabileceği bir uğraştı. Keşif yapmaya aç olan sıradan insanlar için dalış yapma imkanı hala sınırlıydı. Ancak tüm bunlar 1943 yılında Aqua-Lung icadı ile birlikte değişti. İlk modern SCUBA sistemi olarak bilinen Aqua-Lung’ın mucidi Jacques Cousteau’dan başkası değildi. Emile Gagnan ile birlikte derin deniz keşfinde yepyeni bir çağa imza atmış oldu. Jules Verne’nin neredeyse yüz yıl önce yazmış olduğu o zorlu görev artık tamamlanmıştı.

Cousteau, daha önce benzer sistemler tasarlamış Yves Le Prieur gibi kaşiflerin ayak izlerini ya da “palet izlerini” takip etti. Ancak Le Prieur’un buluşundaki “su altında kısa kalmalar” yerine Cousteau’nun Aqua-Lung projesinde dalgıçların suyun altında daha uzun süre kalmasını sağlayacak, alanında çığır açan bağımsız bir ekipman bulunmaktaydı. Asıl önemli olan bu buluşun hem güvenilir hem de düşük maliyetli olmasıydı. Daha önce hiç olmayan bu özgürlükle insanların gezegenle ilgili olan algısı değişmeye başlamıştı. 1950lere gelindiğinde heryere dalış mağazaları açılmaya başlanmış, konu ile ilgili dergiler çıkmış ve scuba klüpleri ile dersleri yaygınlaşmaya başlamıştı.

1970 yılında Jacques Cousteau da kendini, insanların 500 metre derinliğe dalıp çalışabilmesi için fiziksel ve psikolojik kapasitelerini test etmeye adamıştı. Elbette yine teknoloji merakla aynı hızda ilerlemekteydi. O zamana dek OMEGA ikonik Seamaster Ploprof saatini üretmiş ve Cousteau da bu saatin basınç direncine güvenerek derin sularda deney yapmaktaydı. Helyum tahliye vanası olan diğer modellerden farklı olarak OMEGA Ploprof modelini helyumun içeri girmesini engelleyecek bir kasadan üretmişti. Bunu yaparak saatin dakikliği de gaz yüzünden etkilenmiyordu. Bu da saatin, zifiri karanlık sularda çalışan insanlara yukarı dünyayla olan bağlantıları için doğru zamanı göstermesi demekti. Bugün bile Ploprof modellerinin tasarımları değişmemiştir.

Derinlere doğru yapılan yarış zamanın doğuşundan bu yana ortak bir tutkudur. Bu kişisel bir macera da olabilir büyük bir keşif hareketi de. Ayın üzerinde 12 insanın yürüdüğünü ancak sadece üç kişinin denizin tabanına indiğini düşünürsek kendi gezegenimizdeki “içsel-uzayın” aslında üstümüzde bulunan sonsuzluk kadar ilgi çektiğini ve merak uyandırdığını söyleyebiliriz. Jacques Piccard ve Don Walsh ilk kez 1960 yılında Trieste adındaki dalgıç odacığı ile mümkün olan en yüksek derinliğe inmişlerdi. Inanılması güç bir derinlik olan 35.820 feet şu an için ulaşılmış olsa dahi daha fazlasını keşfetmek için yarış hala devam etmekte.

Bugün Profesyonel Dalış Eğitmenleri Birliği 945.000’ten fazla sertifika vermektedir. Dalış daha önce hiç bu kadar popüler olmamıştı. Dünyadaki okyanusların yaklaşık %95’inin henüz görülmediğini düşünürsek derinlere dalma isteğimiz daha uzun yıllar devam edecek gibi gözükmekte!

 

2017-02-21T10:58:17+00:00